Son zamanlarda yaşanan toplumsal olaylar, sokaklarda giderek artan gerginlikler ve özellikle gençlerin bu olaylarda ön saflarda yer alması, hepimizi derin bir endişeye sürüklüyor.
Herkesin aklında benzer bir soru var:
Nereye gidiyoruz?
Öncelikle şunu çok net ifade etmemiz gerekiyor:
Sokaklar, adaletin yerini tutmaz. Bir toplumda adaletin tesis edileceği yer hukuk sistemidir; mahkemelerdir, kanunlardır. Sokaklar, duyguların yoğunlaştığı, tepkilerin kontrolsüzce patladığı yerler olabilir ama asla çözüm üretmez. Aksine, çözülmesi gereken sorunları daha da karmaşık hale getirir.
Son günlerdeki eylemlere bakıldığında, gençlerin bu olaylarda nasıl birer piyon haline getirildiğini, nasıl organize gruplar tarafından provoke edildiklerini görmek zor değil.
Herkesin, ama özellikle ailelerin, bu konuda büyük bir sorumluluğu var. Çocuklarımızı, gençlerimizi önce kendimiz eğitmek, yönlendirmek ve en önemlisi dinlemek zorundayız.
Toplumsal huzurun sarsıldığı her olayda, sokakta ilk görünen yüzler maalesef gençler oluyor. Enerjileri, duygusal refleksleri ve saf öfkeleri kolayca yönlendiriliyor. “Hakkını ara, sesini duyur” denilerek kışkırtılan bu çocuklar, çoğu zaman farkında bile olmadan suça bulaşıyor.
Oysa hiçbir hak, bağırarak, yakarak, yıkarak savunulamaz. Hiçbir adalet, öfkeyle sağlanamaz.
Ebeveynler olarak evlatlarımızı sokakta değil, evde eğitmeliyiz. Onlara adaletin ne olduğunu, haksızlıkla nasıl mücadele edileceğini, demokrasi içinde nasıl seslerini duyurabileceklerini anlatmak bizim görevimiz. Eğer biz anlatmazsak, başkaları anlatır – ama kendi çıkarları doğrultusunda…
Topluma da büyük görev düşüyor. Her birey, yaşadığı çevreye karşı duyarlı olmalı. Sokakta bağıran, kavga eden, provoke edilen gençleri yalnızca izlemekle kalmamalı; onları anlamaya çalışmalı, yanlışın neresinden dönülse kardır bilinciyle hareket etmelidir. Bir genç, sokağın ortasında gözaltına alındığında kaybeden yalnızca o genç değil, tüm toplumdur.
Kamu otoritesine de çağrımız nettir: Gençlere ulaşmanın yolu ceza değil, eğitimdir. Fikirlerini söylemelerine alan açın, onları dinleyin, anlamaya çalışın. Ama sokakları, şiddeti, kavgayı çözüm gibi gösterenlere karşı da tavizsiz olun. Çünkü kimin hangi genci nasıl bir oyunun içine çektiği belli olmuyor artık.
Bu yüzden çağrımız nettir:
Herkes kendine dikkat etsin. Her aile, çocuklarına dikkat etsin.
Sokaklar, çözümsüzlüğün değil, sorunların büyüdüğü yerlerdir.
Adalet, bağırarak aranmaz; hukukla, sabırla, bilinçle sağlanır.
Lütfen duyarlı olalım, gençlerimizi koruyalım.
Toplumumuzu birlikte inşa edelim.
O, sadece bir komutan, bir siyasetçi, bir lider değildi. O, bir milletin yüreğinde tutuşan meşaleydi. Adı Alparslan’dı; soyadı gibi Türkeş’ti, yani Türk’ün eşiği, Türk’ün bekçisi, Türk’ün kendisi… Başbuğ Alparslan Türkeş, yüzyılların özlemiyle yoğrulmuş bir ülkünün ete kemiğe bürünmüş haliydi. Onu
2 Nisan’da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı “Türkiye ekonomisini durdurma” çağrısı, siyaset sahnesinde yeni bir kırılma noktası oldu. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz: Zaten durmuş bir ekonomiyi daha ne kadar durdurabilirsiniz? Vatandaş nefes alamıyor, esnaf kepenk kapatıyor, gençler umud
Eskiden köy yollarından geçerken burnumuza hayvan gübresinin kokusu gelirdi. Şimdilerde bu kokudan rahatsız olanlar sosyetik apartman dairelerine hapsolmuş, doğadan kopmuş bir halde yaşıyor. "Kokuyor" diye şikâyet ettikleri o gübreler, aslında doğanın kendisiydi. Şimdi o doğa, zehirle susuz bırakı
Son yıllarda insanlık, sadece sağlıkla değil, zihinle oynanan büyük bir tiyatronun sahnesi hâline geldi. Adına "plandemi" dediler, ama perde arkasındaki gerçekler çok daha karanlıktı. Tüm dünyaya bir korku imparatorluğu kuruldu. Ekranlar, uzmanlar, devlet yetkilileri, ünlüler sıraya dizildi; maskel
Son günlerde ülkemizde yaşanan garip ve endişe verici sağlık sorunları, halk arasında ciddi bir paniğe sebep oldu. Her geçen gün artan öksürük, kusma, ishal vakaları; çocukları, yaşlıları ve bağışıklığı düşük olan bireyleri etkisi altına alıyor. Hastaneler dolup taşarken, açıklanamayan bu salgının